Skip to main content

Posts

Masumiyet

Bir şarkıda "masum kalmak için" yarattıkları dünyadan bahsediyordu. Sorular oluşturdu beynimde anında. Masumiyet nedir? Szölükte suçsuz, günahsız, temiz, tarzı tanımlamalar yapılmış. Suçsuzluk ise göreceli işlense de görecesizdir. Masumiyet görecesiz ise herkes tarafından aynı algılanması gerekmez mi? O yüzden "bence" diyerek başlayamam paragrafıma. Bir çok insan masum değil bu durumda. Suçlarımız günahlarımız vardır mutlaka. Ama büyük resimde de süper masumuz. Ya boyle geveledim ama. Demek istediğim şeye direkt dalmalıydım. Masum değilsiniz. Sizi seven insanları incittiğiniz için. Onları kırdığınız bozdugunuz ve hayatlarını mahvettiğiniz için. Oysa bir hırsızın bile daha masum oldugunu düşünüyorum. Bir arabanızı çaldı diyelim. Ama hayatınız devam ediyor sonunda, bazı insanlar duygusal açıdan daha büyük sonuçlarla karşılaşır ayrılıklarda. Bazı insanlar da bu suç karşısında neleri neleri hakederler de. Masum kişi onu incitecek en ufak bir şeyi yapmaz. İşte bu…
Recent posts

Çocuklar geleceğimiz, mi?

Kızlarımızı prenses oğullarınızı kral diye yetiştiriyoruz. Talepkar ve tüm istekleri gerçekleşen bir yeni nesil. 
Sonra şikayet etmenin ne kadar kötü oldugunu. Sağlığımıza dokunduğunu söyleyip. Köle gibi itaat eden bir grup oluyoruz biz de. Şikayetten çok olumsuz düşünmeyi bırakıp biz de talepkar olmalıyız.
Edit: Bir düşünün yaşlandığımızda karşımıza bu çocuklar dr olarak çıkacak ya da banka memuru. Sonumuz allah kerim. 

Kimseye Etme Şikayet! Ağla İstikbaline !!!

Konuya gelelim mi?Şikayet etmenin zararları var ya da yok. Ama bulunduğun saçmalık durumunu kabul etmek kadar acı veren bir şey olmasa gerek. Tamam belki buna siz şikayet etmek demiyorsunuz. "Bulunduğunuz durumu en iyi hale getirmek için elimizden geleni yapmak gerek" diyorsunuz. şikâyet .–./ ad 1. hoşnutsuzluk belirten söz ya da yazı, sızlanma. eş anlamlısı: yakınma 2. sızlanmak, yakınmak. Sızlanmak diyor yakınmak diyor sözlük. Nesi kötü yakınmanın. Belki de başka yapacak elimizden gelen yok. Biz de yakınıyoruz. Ben de demiyorum "yakınalım, acı çekelim, acındıralım". Ama oldugumuz durumu iyiye götürecekse bence faydalı bile olabilir. Ayrıca bazımız ve hatta ben bizzat ilk okuduğumda "şikayet etmeyin yoksa hasta olursunuz" konulu yazıyı, kafamda karmaşalar oluştu. "Bunu yazan adam bizi sıcak suya konmuş kurbağa mı sanıyor" dedim kendime. Amacı bu değildi açıkca. Ama bir an düşündüm dün otobüs hattı ile ilgili şikayetimi bildirmeseydim bu …

DA DE DO?

Çok kıskancım biliyorum. Şimdi yeni yetme oyuncuların kariyerlerine göz gezdirirken "ulen bunlardan biri olmak vardı yaa" diye diye hayıflandım. Neden olamadım? Bilinmiyor. Bir sürü arkadaşım büyüdü adam oldu ben de rüzgarın beni savurduğu yerlerdeyim. İyi veya kötü onların yaşamlarına dışarıdan bakınca kıskançlık bana külfet oluyor. Durduramıyorum bu hissi. Şimdinin modası "Gıybet" kelimesinin tam anlamını yaşıyorum. Bir şeylere başlıyorum ve başarısız oldugumu düşünüp yol alıyorum. Yalnız karşımdaki insanları da kendim kadar suçluyorum. Benim için zor parametreler bunlar. Sevilmediğimi istenmediğimi hissettiren şeyler. Pek takılmıyorum da aslında. Bilmiyorum da.

Müteselsil-en....

Her şey tekrardan ibaret gibi geldiği dakika bir soluk alıp, aradaki yedi farkı bulmaya çalışıyordum. Neden bu kadar çabalıyordum? Genel bir bilmezlik hali vardır zaten hep üzerimde. Kafada bitirmişlik. "Kafada bitireceksin arkadaş!"demişti bir bilen şahıs. Bizi de bilen bir şahıstı bu. Kadim bir dost. Belki de her gün aynada gördüğümüz biri. Bir çok bitirme cümlesi, kabullenme hali, savaşma içkileri, barış tüttürmeleri, sonrası bile aynı noktaya geri döndüğümüzü bilen biri. İşin en tatlı acı ekşi soslu yanı ise. Cidden kalpte de bitebildiğini hissetmekti. Bitebiliyordu. O değerli his "puf" diye uçup gidiveriyordu. Ne kadar da hassastı. Bunu neden belirtme gereği hissediyordum peki? Kendi içime-içime döngümde aslında neyin eksildiğini mi bulmaya çabalıyordum. Her şeyi çok biliyordum. Ne de güzeldi.

Anlık

Her seferinde dışarı çıktığımda ya birşeyler yazmak istersem diye defter alırım. Yanımda getiririm hatta. Ama hiç bir zaman yazmam. Karalamam. Nafile bir çaba demek ki. Şimdi ise bir deftere ihtiyacım var. Olanı biteni anlatmak için. Onun yerini telefona not almak ile doldurmaya çalışıyorum. Aslında bu not tutma aplikasyonu çok yarayışlı bence. Siz de karton kahve bardağınızın kapağına katlanamayanlardan mısınız? Şuan kapağı açmış özgür bir bireyim oh. O kadar kıstırılmışız ki bu tür şeyler özgürleştirici sanıyoruz. Geçen gün gördüğüm fotograf beni bu hisse itti doğrusu. Fotografta kuş pazarında bir adam ellerini arkadan bağlamış tezgah başındaki ile sohbette. Belki de pazarlıkta. Gözüme acıyla ilişen ise -ve aklımdan çıkmayan -arkada bağladığı ellerinden birinde kıstırdığı güvercin. Gözlerindeki şeyi anlatamam. His mi hissizlik mi? Hissizlik de bir tür his mi? Tabii ki öyle de; adlandırışımız yokluk gibi. İşte o kıstırılmış hali bana bizi hatırlattı doğruya doğru. Aynen öyley…

Facebook ve etkileşimleri

Şarkıda da dendiği gibi hepimiz (en azından umuyorum hepimiz) bunu yapıyoruz. Ki kendimizi yalnız hissetmeyelim. Hepimiz bizden daha başarılı arkadaşlarımızı facebookta stalk-luyoruz. Lütfen lütfen çekinmeyin. Bu gerçeği kabul edin. Ettiğinizde biraz daha ferahlayacaksınız.





Hadi kasıtlı stalk-lamıyoruz da, haber kaynagında etkili bi haber gördüğümüzde peşinden gidiyoruz diyelim. Sonra habere dalıp, kendimizi bunun içinde daha iyi hissedeceğimiz kutsal bir alan bulmak istiyoruz. Yavaş yavaş haset etmemeye çalışıyoruz. "Aman bu fotoyu paylaştı ama aslında neler neler yaşıyordur. Hayatları berbattır" diye umutlanıyoruz.



Olayın hası şu ki, herkes bişiler yaşıyor; iyi/kötü. Sonra da neden bilinmez bunları paylaşıyor. Bu konuda kendinizi serbest bırakın. İster paylaşın, ister sadece izleyin. Yeni çağımızda kendimizi dürtmemiz gerekiyor gibi hissetmeyin.



Çünkü ne olursa olsun arkadaşlar sonuç aynı. Dışarıda gerçek bir savaş var.



Şimdi gidin.